Anasayfa / Restorasyon

Ayasofya'nın Restorasyonunda Tarihi Tercih: Edirne Küfeki Taşı

Edirne'nin Süloğlu ilçesinden çıkarılan küfeki taşı, ilk kez Ayasofya-i Kebir Camii'nin restorasyon çalışmalarında kullanılmaya başlandı. Roma, Doğu Roma ve Osmanlı mimarisinin vazgeçilmez yapı malzemelerinden biri olan küfeki taşı, bilimsel analizler ve dayanıklılık testlerinin ardından Ayasofya'nın II. Beyazıt Minaresi'nde uygulanarak Türkiye'deki tarihî yapı restorasyonlarında yerli doğal taş kullanımına önemli bir örnek oluşturdu.

 

Türkiye'nin önemli tarihî yapı restorasyonlarında tercih edilen Edirne küfeki taşı, şimdi de dünyanın en önemli anıt eserlerinden biri olan Ayasofya-i Kebir Camii'nin restorasyonunda kullanılmaya başlandı. Süloğlu ilçesindeki taş ocaklarından çıkarılan doğal taş, daha önce Selimiye Camisi restorasyonu ve Edirne Sarayı'nın ihya çalışmalarında değerlendirilirken, Ayasofya'da ilk kez kullanılmasıyla restorasyon tarihinde yeni bir sayfa açtı.
Kolay işlenebilen yapısıyla ustalara büyük avantaj sağlayan küfeki taşı, havayla temas ettikten sonra giderek sertleşmesi sayesinde yüzyıllar boyunca dayanıklılığını artırıyor. Bu özelliği nedeniyle Roma, Doğu Roma ve Osmanlı dönemlerinde başta anıtsal yapılar olmak üzere çok sayıda tarihî eserin inşasında tercih edilen taş, günümüzde de özgün malzemeyle restorasyon anlayışının en önemli unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.

İstanbul'un Tarihi Yapılarında Küfeki Geleneği
Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğü Müdür Yardımcısı Levent Çetin, İstanbul'un tarihî kimliğini oluşturan anıtsal yapıların inşasında Bakırköy küfeki taşının yoğun biçimde kullanıldığını belirtiyor. Ayasofya'nın ilk inşa ve sonraki onarım süreçlerinde de Haznedar ve Bakırköy çevresindeki taş ocaklarından çıkarılan küfeki taşlarının tercih edildiğini ifade eden Çetin, günümüzde ise bu ocakların yoğun kentleşme nedeniyle tamamen ortadan kalktığını söylüyor.
Ayasofya'nın II. Beyazıt Minaresi'nde sürdürülen restorasyon çalışmaları sırasında yapılan sökümlerde, farklı dönemlerde çeşitli bölgelerden getirilen küfeki taşlarının kullanıldığı belirlendi. Ancak yapılan teknik incelemeler, bu taşların önemli bir bölümünün özgün Bakırköy küfekisi kadar dayanıklı olmadığını ortaya koydu. Bunun üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü, hem renk hem doku hem de fiziksel dayanım bakımından özgün malzemeye en yakın doğal taşı belirlemek amacıyla kapsamlı bir araştırma başlattı.

Bilimsel Analizlerden Başarıyla Geçti
Araştırmalar sonucunda Edirne'nin Süloğlu ilçesindeki taş ocaklarından çıkarılan küfeki taşının Ayasofya için en uygun malzeme olduğu belirlendi. Ancak restorasyonda kullanılmadan önce taşlar kapsamlı bir bilimsel değerlendirmeden geçirildi. Numuneler üzerinde fiziksel ve mekanik dayanıklılık testleri yapılırken, laboratuvar ortamında çeşitli analizlerle taşın uzun vadeli performansı incelendi.

Hazırlanan teknik raporlar bilim kuruluna sunuldu ve uzman heyetin olumlu görüşü sonrasında gerekli kurul kararları alınarak taş temin süreci başlatıldı. Minarenin yapısal özellikleri nedeniyle büyük boyutlu blok taşlara ihtiyaç duyulması üzerine ocakta farklı derinliklerde özel kazılar gerçekleştirildi. Restorasyonda kullanılacak taşlar, damarsız, homojen yapılı ve mevcut taşlarla renk uyumu sağlayacak şekilde özenle seçildi.

Küfeki Taşıyla Güçlenen Ayasofya
Seçilen küfeki taşları, statik dayanımını yitirmiş özgün taşların yerine yerleştirilerek Ayasofya'nın II. Beyazıt Minaresi'ndeki restorasyon çalışmalarında kullanıldı. Levent Çetin, uygulamanın ardından minare restorasyonunun güvenli biçimde tamamlandığını ve iskelelerin kaldırıldığını belirterek, Ayasofya'nın diğer bölümlerindeki restorasyon çalışmalarının da bilim kurulu ve koruma kurullarının denetiminde sürdürüldüğünü ifade etti.

Ayasofya'da tercih edilen Süloğlu küfekisi, yalnızca görsel uyumuyla değil, teknik özellikleriyle de dikkat çekiyor. Taşın homojen yapısı ve yüksek dayanımı, tarihî dokunun korunmasına katkı sağlarken restorasyonun özgün malzemeyle yürütülmesi ilkesini de güçlendiriyor. Böylece yüzyıllar boyunca kullanılan geleneksel yapı malzemesi, yeniden tarihî bir anıtın geleceğine katkı sunuyor.

Yerli Taşla Kültürel Mirasa Katkı
Süloğlu'ndaki taş ocağını işleten firmanın sahibi Bedri Koza, Türkiye'nin kültürel mirasının korunmasına katkıda bulunmaktan büyük gurur duyduklarını söyledi. Restorasyonlarda kullanılan taşların tarihî eserlerin yeniden ayağa kaldırılmasına hizmet ettiğini belirten Koza, özellikle Ayasofya, Selimiye, Süleymaniye ile Mimar Sinan'ın inşa ettiği köprüler, hanlar, hamamlar, medreseler ve külliyelerin gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlamanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını vurguladı.

Taş ocağı müdürü Ali Çildoğan ise küfeki taşının bölgeye özgü, kalsiyum karbonat ve midye fosilleri içeren doğal bir kayaç olduğunu belirterek, taşın havadaki karbondioksitle kimyasal reaksiyona girerek zaman içinde kalsit mineraline dönüştüğünü ve bu süreç sayesinde giderek sertleştiğini ifade etti. Asırlar boyunca devam eden bu doğal sertleşme sürecinin, küfeki taşını tarihî yapılarda tercih edilen en dayanıklı malzemelerden biri haline getirdiğini söyledi.

Ayasofya restorasyonunda Süloğlu küfekisinin tercih edilmesini yalnızca teknik bir uygulama olarak değil, aynı zamanda geleneksel yapı malzemelerinin bilimsel yöntemlerle yeniden değerlendirilmesi açısından da önemli bir gelişme olarak görüyor. Daha önce Selimiye Camisi ve Edirne Sarayı gibi önemli restorasyon projelerinde kullanılan taşın, bu kez Ayasofya gibi dünya mirası niteliğindeki bir yapıda görev üstlenmesi, yerli doğal kaynakların kültürel mirasın korunmasındaki stratejik önemini bir kez daha ortaya koyuyor.