Anasayfa / Paleontoloji

Antik DNA Analizleri ne kadar güvenilir?

Bugün bazı insanların soyu tükenmiş Neandertallerle belirli DNA parçalarını paylaşıyor olmaları, mutlaka bir melezleşmenin gerçekleştiği anlamına gelir mi? Bilimsel bulguların, muhtemel bulgu ya da başlangıç bulgusu olduğu gerçeği göz ardı edilip, haberlerin hep "kesinlik" içeren ifadelerle verilmesi ne kadar bilimseldir?

 

Antik DNA Analizi Ne Kadar Güvenilirdir?

Yirmi iki yıl önce İtalya Altamura’daki bir kireçtaşı mağarasında, üzeri kalsit tabakasıyla kaplı haldekiinsan kalıntıları bulundu. Fakat bulunan bu iskeletin tarihinin saptanması ve insanlığın evrimsel tarihindeki yeri belirsiz kaldı.

Şimdi ise iskeletin sağ omuz kemiğinden alınan bir parçanın DNA’sının ölçüldüğü yeni bir çalışma fosilin, modern insanın soyu tükenmiş en yakın akrabası olan bir Neandertal olduğunu ileri sürüyor.

Çalışmanın ortak yazarı Fabio Di Vincenzo, “Bu rüya gibi.” diyor ve devam ediyor: “İskeletin morfolojisi insan evrimindeki en önemli olaylardan birine, Neandertallerin evrimsel tarihinin erken evresine dair olağanüstü bir bakış açısı ortaya koyuyor. Bu iskelet, Neandertallerin ne zaman ve özellikle de nasıl evrimleştiklerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.”

170 bin yıl öncesine kadar tarihlenen DNA, Neandertal yaşamına dair daha geniş bir bakış açısına sahip olmamızın önünü açabilir.

Alınan kemik parçası öylesine eskiydi ki; DNA’sı, araştırmacılar tarafından fosilin genom dizilemesi (en azından günümüz teknolojisiyle) yapılamayacak kadar bozulmuştu.

Yine de yeni nesil genom dizileme teknolojilerinin bu işin üstesinden gelebileceğini belirttiler ve çalışmanın ortak yazarı olan İtalya’daki Floransa Üniversitesi’nden Moleküler Antropolog David Caramelli, bu sayede “Neandertal genomu ile ilgili önemli sonuçlar alınabileceğini” söyledi.

"Svante Paabo ve ekibi insan geni ve evrimi konusundaki araştırmalarını Almanya'daki Max Planck Ensititüsü'nde sürdürüyor"

Bu yeni DNA analizi, daha genç Neandertal kemiklerinden elde edilen moleküllerle yapılan DNA dizilemelerine ilişkin son zamanlardaki haberleri anımsattı. Bu raporların en öne çıkanları, Almanya’daki Max Planck Enstitüsü’nden Evrimsel Biyolog Svante Paabo’nun öncülüğündeki araştırmalara ilişkindi.

Tüm bu raporlar, DNA’nın bozulma hızı ve tarih öncesi genetik sonuçlara ulaşmak amacıyla kullanılan teknoloji konusunda soru işaretlerine yol açıyor.

DNA tarihleme yöntemlerimiz ne denli doğru? Modern insanın evrimine dair oluşturduğumuz tablo ne kadar gerçek?

Tarih öncesi DNA’nın analizi, özellikle soyu tükenmiş insan türleri ile modern insan arasındaki genetik bağın saptanması söz konusu olduğunda, ilgi çekici ve karmaşık bir konudur. Neandertal kemiklerinin DNA’sı da özellikle merak uyandıran bir konu başlığıdır. Uzun süre önce soyu tükenen (28-39 bin yıl öncesinde) Avrupa ve Orta Asya bölgesinin bu topluluğu, bizimle çok benzeşmesinin yanı sıra aynı zamanda bizden çok da farklıydı. Ve bir süre için modern insan türü (Homo Sapiens) ile Neandertaller muhtemelen aynı coğrafi bölgede de yaşamışlardır.

Merak etmeden duramıyoruz: Neandertallere ne oldu? Onları biz mi yok ettik? Onlarla çiftleştik mi? Günümüzde bazı insanlar halen Neandertallerin genlerini taşıyor olabilirler mi? Eğer taşıyorlarsa, hangi insanlar bu genlere sahip?

Bu sorular uzunca bir süredir yalnızca yoruma dayalı konulardı. Ancak son on yıldır DNA teknolojisindeki gelişmeler, bu soruları bilimsel araştırmaların konusu haline getirdi.

010 yılı Mayıs ayında Svante Paabo liderliğindeki bir araştırma ekibinin, “40 bin yıl önce Avrupa’da yaşamış üç kadından elde edilen kemik tozundan bütün Neandertal genom dizilimini yaptıkları” bildirildi. Bu dizilim, “modern Avrupalılar, Asyalılar ve Papua Yeni Gine’ye kadar uzananların DNA’sının yüzde 1 ila 4 kadarının Neandertallerden miras olduğunu” ortaya koydu.

Science’ta yayımlanan bu heyecan verici makaleden beş yıl sonra, Svante Paabo ve diğer araştırmacılar bu konuyu araştırmaya devam ediyorlar. Bu araştırma her ne kadar bize insan kalıtımımız ve evrimimizle ilgili pek çok şeyi öğretebilecek olsa bile, çok eski DNA moleküllerini analiz etmenin de sınırları olduğunu göz önünde bulundurmamız önemlidir.

Açık olmak gerekirse Svante Paabo ve meslektaşları “bütün Neandertal genomunu”, bugün yaşayan bir insanın bütün genomunun diziliminin ve analizinin yapılması ile tam olarak aynı anlamda dizilemediler. Herhangi bir organizma ölür ölmez, bu organizmanın nükleotid bağları parçalandıkça bozunur ve DNA’sı bozulmaya başlar. Topraktaki suyla birlikte oluşan kimyasal reaksiyonlar bu bozunmayı hızlandırır. Bu gibi etmenleri inceleyen Danimarkalı ve Avustralyalı araştırmacılar 2012 yılında DNA’nın yalnızca 521 yıllık yarı ömrü olduğunu açıkladılar.

Bu yüzden antik, kısmen bozunmuş ve parçalanmış DNA’nın analizi, kaçınılmaz bir biçimde, eksik ve çözünmüş parçalar nedeniyle oluşan boşlukları mümkün olduğunca doldurmak için bazı varsayım ve yargıları da beraberinde getirir. Neandertal dizilimlerini birleştirme konusundaki bazı yargılar, modern insan ve şempanze genomlarının yol gösterici olarak kullanılmasına dayanan karmaşık algoritmaları temel almaktadır. Diğer güçlükler de, kemikleri elleyen araştırmacılar ya da gömülü kemiklerin içinde ve üzerinde yaşayan mikroorganizmalardan kaynaklanan modern DNA kirliliğinin ayrıştırılmasında ortaya çıkar.

Tüm bu güçlükler ve karmaşıklıklar, son derece profesyonel araştırmacılar gerekli bütün tedbirleri alsalar bile, dizilim işleminde istemeden hata yapılması olasılığını artırmaktadır. Bu sorunlar da elde edilen verileri farklı yorumlara ve bu verilerin kullanımındaki muhtemel kısıtlamalara açık hale getirmektedir.

Çok eski DNA moleküllerini analiz etmenin de sınırları olduğunu göz önünde bulundurmamız önemlidir.

Bu analitik kısıtlamalar yine de bazı medya kuruluşlarının her bir son bulguyu nihai ve kesinmiş gibi haber haline getirmesine engel olmadı. Bu durum kamuya, bulguların hatalı olduğu izlenimini verebilir. Ayrıca akademik ve bilimsel enstitüler ile kurumlarda, bazı bulguların önemini şişirmeye yönelik rahatsız edici bir eğilim de var. Bu eğilim belki o kurumların halk önündeki bilinirliğini artırma ya da daha fazla devlet fonu alabilme şansını yükseltmekle ilgili olabilir. Bilimle ilgili enstitü ve üniversite bölümlerinin halkla ilişkiler ve basın birimleri, bundan yirmi yıl önce bulundukları noktaya göre (onların kendi medya anlayışı bakımından) ışık yılı ötedeler.

Paabo’nun öncülüğündeki ekibin insanın evrimsel tarihine ilişkin araştırmaları, dünya basınında geniş yankı uyandırıyor.

Bir bilimsel araştırma, toplum ve/veya insanın kolektif bilgi birikimi açısından gerçekten değerli olabilir. Fakat hem medya hem de bu bilimsel araştırmayı yapan enstitüler, araştırmaya dair bilgilerin sunulmasında ölçülü ve özenli davranmalıdır. Toplum, daha önce bildirilmiş kesin ve devrim yaratan bir bilimsel sonuçla çelişen yeni bir bilimsel sonucun oluşturacağı rahatsız edici duyguyla karşılaşmaya da açıktır

Antropologlar arasındaki yaygın fikir birliği Neandertaller ile modern insanlar arasında bir noktaya kadar akrabalık olduğu yönündedir. Bu fikir birliği büyük ölçüde, Svante Paabo’nun her zaman medyanın da çok ilgisini çeken DNA dizileme araştırması bulgularına dayanmaktadır. Ne var ki bu genel fikir birliğinde bile, muhtemel akrabalığın tarihlendirilmesi ve diğer detayları konusundaki pek çok şey belirsizliğini koruyor. Fakat bilim insanları ve medya bu bilgileri halka böyle sunmuyor.

Paabo’nun Ekim 2014’te Nature’da yayımlanan son araştırmalarından biri, “günümüzde Afrika dışındaki tüm insanların atalarına yakın, 45 bin yıllık bir kişinin iyi durumdaki genomu”nu konu alıyordu. Tech Times’a göre, bilim insanları uzun zamandır modern insanlar ve antik Neandertal kuzenlerimizin melezlendiğinden kuşku duyuyordu. Ve şimdi araştırmacılar, DNA kanıtının bu melezlenmenin gerçekleştiğini gösterdiğini ve bunun tarihini de ortaya koyduğunu söylüyorlar. En eski modern insanlardan birinin 2008’de Sibirya’da bulunan uyluk kemiğinin DNA dizilimi, melezlenmenin 50 bin ila 60 bin yıl öncesinde gerçekleştiğini gösteriyor.

Makalede araştırmacıların şu iddiası da yer alıyor: “İnsanların Afrika dışında da evrimleşmekte olduğu” senaryosuna ek olarak, günümüzde Afrika kökenli olmayan insanların yüzde 2 oranında Neandertal DNA’sı taşıyor olmaları iki tür arasındaki ırk melezleşmesinin kanıtıdır.

Bu çalışmaya ilişkin 2014 yılındaki bir BBC haberi, Paabo’nun bulgusunun “insanlığın hikayesini yeniden yazdığını” ve “insan soyunun mevcut tahminlerden milyonlarca yıl önce ilk kez ortaya çıkması olasılığını güçlendirdiğini” çarpıcı bir biçimde dile getiriyordu. Haberde Paabo’un şu dikkat çekici ifadesine bile yer verilmişti: “Öyle görünüyor ki, evrime iş üstündeyken yakalandık!”

Parça parça olmuş 45 bin yıllık Neandertal kemiği ile günümüzde yaşayan bazı insanların DNA’larının karşılaştırılmasından kuvvet alan BBC yazarı da mantık yürütmede devrim yaptı: “Bu çalışma insan soyundaki ilk türlerin, genetik kanıtların daha önce ortaya koyduğu gibi beş ya da altı milyon yıl önce değil; on ya da on bir milyon yıl önce maymunlardan ayrılmış olma olasılığını artırıyor.”

Ağustos 2012’de The Guardian’da daha detaylı (medyada nadiren karşılaşıyor olsak da memnuniyet verici) bir Neandertal DNA’sı haberi yer aldı. Bu haber, Paabo’nun ekibinin 2010’da bildirdiği DNA melezleşme verilerinin yeniden analiz edildiği ve Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri’nde yayımlanan bir çalışmayı konu alıyordu.

Bilim insanları birkaç yıl önce modern insanların (Homo Sapiens) Neandertaller ile ortak genleri paylaştıklarını keşfettiğinde, buna dair yaptıkları açıklama iki türün zamanın bir noktasında melezleşmiş olabilecekleriydi. Şimdi ise Cambridge Üniversitesi’ndeki bilim adamlarının yaptığı bir araştırma bu kanıya kuşkuyla yaklaştı ve (Paabo’nun ekibi tarafından 2010’da tanımlanan) DNA örtüşmesinin, hem Neandertallerin hem de modern insanların ortak atasından bir iz olduğu hipotezini ortaya koydular.

Cambridge Üniversitesi’nden evrimsel çevrebilimciler Andrea Manica ve Anders Eriksson tarafından geliştirilen bu kurama göre, “Neandertaller ve modern insanların ortak bir atası vardı. (Bazı arkeologlar buna Homo heidelbergensis-heidelberg insanı diyorlar.) Bu tür yarım milyon yıl önce Afrika ve Avrupa’da yaşadı.”

Başka bir deyişle, bugün bazı insanların soyu tükenmiş Neandertallerle belirli DNA parçalarını paylaşıyor olmaları, mutlaka bir melezleşmenin gerçekleştiği anlamını taşımaz. Elbette, araştırmacıların bilimsel verileri farklı biçimde yorumlamaları son derece makuldür. Özellikle de araştırmada kullanılan teknoloji henüz yeniyse.

Bilim konusundaki tüm haberler topluma her zaman doğru nitelemelerle aktarılmalıdır. Bulguların “muhtemel bulgu” ya da “başlangıç bulgusu” oldukları ve daha fazla ayrıntı, kesinlik kazanması için çalışmaların devam etmesine gereksinim duyulduğu da belirtilmelidir. Bilimin bu yolla işlediğini toplumun sürekli anımsaması gerekir.

Medya topluma bilimin, yol boyunca pek çok dolambaç ve çıkmazla karşılaşılan, hiç sona ermeyen ve karmaşık bir yanıtlar arayışı yolculuğu olduğunu yaymalıdır. Fakat tüm kusurlarıyla, evren hakkındaki karmaşık sorulara yanıt almanın en iyi yolu budur. Bu nedenle, yeni bilgiler için takip etmeye devam edin. Ayrıca biraz gazeteci kuşkuculuğu, halkın karmaşık bilimsel konuları kavramasını kolaylaştırmada yararlı olabilir. Gazeteciler tıpkı politikacılara sordukları gibi, bilim insanlarına da sert sorular sormalı. (Fakat artık politikacılara da sormuyorlar değil mi?) Bilim insanlarının ya da onların basın sözcülerinin de basın bültenlerinde ve diğer açıklamalarında daha abartısız konuşmaları da yararlı olur.

Sabriye Aşır - Bütün Dünya Dergisi Haziran 2019 / Bütündünya.com

sabriyeasirbd@gmail.com

Çeviri kaynağı yazı: More mystery about Neanderthal and modern humans: How reliable is ancient DNA analysis?, A. J. Smuskiewicz, https://geneticliteracyproject.org/2015/05/13/more-mystery-about-neanderthal-and-humans-how-reliable-is-ancient-dna-analysis/