Anasayfa / Arkeoloji / Asya

Afganistan'daki gizemli cami kalıntısı zamana direniyor

Karbon tarihlendirmesi, Afganistan’ın Belh şehrindeki caminin 8. yüzyılda, İslam’ın Orta Asya’ya girmesinden kısa bir süre sonra inşa edildiğini gösteriyor – fakat tam olarak ne zaman ve kimin için yapıldığı gizemini koruyor.

 

Afganistan'ın Belh vilayetinde görenleri kendine hayran bırakan sıradışı bir mimari kalıntı var. Belh Vilayeti'nin yönetim merkezi Mezar-ı Şerif'in 21 kilometre batısında bulunan kalıntı 8. Yüzyılda daha Müslümanlar şehre hakim olmadan inşa edilmiş. Caminin adının ne olduğuyla ilgili rivayetler hayli karmaşık. Hacı Pirada Camisi (Haji Pirada Mosque) mescit için en yaygın kullanılan isim. 9 Kubbeli Cami ismi de sık kullanılıyor. Ama camiye aynı zamanda "Masjid-i Noh Gumbad, Mescidi Noh Gonbad, (Noh, Nuh ya da Nu olarak da telaffuz ediliyor), No Gunbad Mosque, Mescid-i Tarik (Masjid-i Tarikh) Masjid-i Ka'b al-Akhbar ve Tarikh Khaneh de deniliyor.

Caminin bulunduğu bölge pek çok farklı kültürün hakimiyetine girmiş.M.Ö. 6-4. Yüzyılda Ahameniş İmparatorluğu, M.Ö. 3. ila 1. yüzyıl ortası arasında Greko-Bactrian Krallığı, 1. yüzyıl ortasından, M.Ö. 3. Yüzyıla dek Kuşan İmparatorluğu, 3. ve 7. yüzyıllar arasında Sasani İmparatorluğu, 7. ve 12. Yüzyıllar arasında İlk Müslüman Türk devletleri ve 15. yüzyılda Timur İmparatorluğu'nun hakimiyetinde kalan alan UNESCO dünya miras listesinde ve pek çok arkeolojik kalıntıya sahip...

AFP ajansı cami kalıntısının zamana direnişine dair bir haber yayınladı. Arkeolofili.com sitesinden Dilara Uçar'ın çevirisi ile haberin metni şöyle:

Kuzey Afganistan’ın beyaz tozlu ovalarında, arkeologlar binlerce yıllık yalnızlıktan sonra hala ayakta duran dünyanın en eski camilerinden birinin sırlarını çözmeye çalışıyor. Bir zamanlar karmaşık şekilde dekore edilmiş sütunlarını taçlandıran kümbetlerine adanmış Dokuz Kubbe Camisi, lacivert taşlarının kalıntılarıyla parıldıyordu.

2017 yılının başlarında yapılan karbon tarihlendirmesi, Belh şehrindeki eski yapının 8. yüzyılda, İslam’ın Orta Asya’ya girmesinden kısa bir süre sonra inşa edildiğini gösteriyor – fakat tam da ne zaman ve kimin için olduğu hala gizemini koruyor.  Sadece 20 x 20 metrelik mütevazi kare alan, zamana direnme konusunda uzmanları büyülüyor.

Kültürel miras korunması konusunda uzman Floransa Üniversitesi’nden İtalyan mimar Ugo Tonietti, “Zaman ve erozyona rağmen hala ayakta durması bir mucize.” diyor. Tonietti, yüzyıllarca bölgenin kurak iklimi nedeniyle kısmen tahrip olan cami, çağın en iyi korunmuş İslam binalarından birisi olduğunu, son derece değerli ve son derece savunmasız olduğunu belirtiyor.

Geçen zaman, sütunların renginin çoğunu silmiş, ancak cami bir zamanlar göz kamaştırıcı görünüyordu. İçimden ‘Bu bir başyapıt. Bir zamanlar nasıl lacivertle süslü olduğunu, bazı bölümlerinin kırmızı renkte süslendiğini, hepsinin boyalı olduğu zamanları hayal etmeliyiz: içerisi bir cennet bahçesi gibiydi; tavanı ise sanki gökyüzü gibi beyaz ve mavi dekorasyonu olan kubbeler gibiydi’ dedim.”

Tonietti, bugünkü Tunus’tan Pakistan’a kadar uzanan Abbasi İmparatorluğunun hüküm sürdüğü 9. yüzyılın başkenti Samarra’da görülen asma yapraklarının benzerini süslediğini söyledi.

Ancak Belh’deki cami, karbon tarihlendirmesi 794 yılına kadar inşa edilmiş olabileceğini gösteriyor yani düşündüğümüzden daha da eski olabilir. “Bu, Abbasi İmparatorluğu camisinin Afganistan tarafından etkilendiği anlamına gelir.”diyen Afghanistan’daki Fransız Arkeolojik Delegasyonu direktörü Julio Sarmiento-Bendezu, bölgede kazı çalışmalarına öncülük ediyor.

Cengiz Han’ın izinde

Bu cami, güzelliği, korunması, dekorasyonu ve elinde tuttuğu bilgileri ile olağanüstü bir şey. Fakat onun Farsça adı olan Noh Gonbad, tesadüfen keşfedildi. 1960’ların sonunda, bölgede seyahat eden Amerikalı bir arkeolog, yöre halkından onu 13. yüzyılın başında bölgeye hükmeden Moğol İmparatoru Cengiz Han tarafından yıkılan bir camiye götürmesini istedi.

Köylüler onu Mazar-i Şerif’in 20 kilometre kadar batısındaki bu yalnız, yarım gömülü tapınağa götürdü. Ancak bu zamandan sonra, Afganistan’da yıllarca kan dökülüp ülkeyi kuşatan savaş patlak verdi ve 2006’ya kadar arkeoloji kazısı yapılamadı.

Sarmiento-Bendezu, “İlk başta bunun izole bir anıt olduğunu düşündük, ancak devam ederken bunun diğer daha eski yapıların arasında kaldığını gördük. 8. yüzyılın sonunda, Budist dünyası bölgede büyük bir işkence gördü. Şüphesiz ki, bu büyük camii eski manastır kalıntıları üzerine kurulmuştu.” diyor.

Birçok depreme dayandı

Temmuz ayında arkeologlar, 1.5 metrelik derinlikte sütun tabanını ortaya çıkardı, ancak araştırmalar daha da derin kalıntılar olduğunu gösteriyor. Aga Khan Trust for Culture (AKTC) tarafından yaptırılan çalışmalarda bulunan, Tahran Üniversitesi’nden bir İranlı mimar ve mühendis olan Arash Boostani, “Bu, antik döneme açık bir pencere, belki burada bir sonraki kültürün de temelini bulabiliriz.” diyor.

Tarihi anıtları koruma konusundaki uzman, camide çiçek tasarımlarının bazılarının İslamiyet öncesi olduğunu ve yerel kültürden etkilendiğini söylüyor. Metal bir çatı ile korunan bu yapı, tuğla ve döşeme yapısı erozyona hassas olduğundan oldukça zayıf halde.

Noh Gonbad’ın kubbeleri cami inşa edildikten kısa bir süre sonra devrildi ve yüzyıllar boyunca bölgede kaldı. Boostani, “819 depremiyle caminin çoğu çöktü.” diyor. Yüz yıl sonra bir başka deprem dış duvarlara ve 15 kemerin çoğuna zarar verdi.

Uzmanlar, alçı sıva dekorasyonunu değiştirmeden, fiberglas ağlar ile iki ana ve derin kırığı olan kemeri desteklemek için uzattılar ve çimento enjekte ettiler. Sarmiento-Bendezu “Bu yerler her zaman doluydu. Manastır ve daha sonra cami terk edildi ama araziye yine de sahip çıkıldı; çünkü bazı ateş alanları da bulduk.”

Ancak ağır kubbe parçaları taşınmış ve yakındaki mezarları örtmek için kullanılmış: eğer bina güçlü sembolik değere sahip olmasaydı kendilerine neden bu yükü versinler ki? Noh Gonbad belli ki hâlâ bir hac yoluydu: kadınlar Cuma günü toplanmaya ve 15. yüzyılda orada tam olarak nerede gömülü olduğu belirsiz bir hacı/evliya kabu edlen Hacı Pyada’nın mezarı üzerinde ağlamaya yürüyorlardı.

Sarmiento-Bendezu, “Tüm kazılarda olduğu gibi, Dokuz Kubbe Camii de cevaplandırdığı soru kadar soru üretiyor.” diyor.