16 asırlık İstanbul surları restorasyon bekliyor

16 asırlık İstanbul surları restorasyon bekliyor

İstanbul Şehri Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi Başkanı Süleyman Faruk Göncüoğlu, "Bugün, fethin sembolü ve medeniyetleri kapsamış bu kadim ve bir o kadar harap ve sahipsiz durumu ne içler acısıdır" dedi.

Roma İmparatorluğu (Bizans) zamanında, 5. asırda yapımına başlanan ve şehri saran İstanbul'un tarihi surları, tarihin izlerini günümüze taşımaya devam ediyor.

Dünyanın en uzun tarihi eserleri arasında yer alan surlar, kara tarafından 8, Haliç tarafından 6 ve deniz tarafından 9 olmak üzere yaklaşık 23 kilometrelik uzunluğuyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.

İlk olarak 5. yüzyılda yapımına başlanan surlar, zaman içinde yapılan ekleme ve düzenlemelerle son halini aldı.

Şehrin korunması başta olmak üzere sosyal ve ekonomik hayata ilişkin önemli görevler üstlenen surlar, ilk başta İstanbul’un ilk kurulduğu yer olan Topkapı Sarayı'nın bulunduğu tepeyi çevreliyordu.

İkinci sur inşasının sınırları ise bugünkü Yeni Cami civarından başlayıp Çemberlitaş'tan geçerek Marmara Denizi'ne ulaşıyor, oradan da kıyıyı takip ederek Sarayburnu'nu kuşatıyordu.

Bu ikinci suru, Roma İmparatoru Septimius Severus, şehri yerle bir ettikten sonra yeniden inşa ettirdi.

Üçüncü büyük ekleme de Doğu Roma döneminde yapıldı. Roma İmparatorluğu'na İstanbul'u başkent yapan İmparator I. Konstantin tarafından yaptırılan bu surlar, Samatya Kapısı'ndan başlayarak Cibali’ye kadar uzanan kısmı içeriyor.

Bugün tarihi yarımadayı çevreleyen surların konumu ise İmparator II. Theodosius tarafından 439 yılında eski surların genişletilmesiyle oluştu. Bu surlara daha sonraki dönemlerde ilaveler de yapıldı.

Surlar, yüzyılların şartları içerisinde, sağlam bir şekilde inşa edilmesi, kara tarafının dört kademeli bir düzen içerisinde olmasının yanında, kıyılarında denize sıfır yükselen surlarıyla benzersiz bir savunma sistemi oluşturdu.

- Surların yükseklikleri

Günümüzdeki surların büyük bölümünü oluşturan kara surları, hendek, dış sur ve iç sur olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. Surlara bitişik, günümüzde birçoğu yıkılmış, çatlamış durumda, çoğunluğu kare planlı ve 25 metre yüksekliğinde 96 burç bulunuyor.

Marmara ve Haliç surlarının önündeyse hendek ve dış sur bulunmuyor. Bu surların kalınlığı 5 metre, yüksekliği de 15 metreye kadar ulaşıyor. Bu surların Marmara tarafında 103, Haliç tarafında ise 94 burç bulunuyor.

- Şehrin can damarı sur kapıları

Surlarla çevrelenmesinden dolayı şehre giriş ve çıkışların yapılabildiği tek yerler olan kapılar, adeta şehrin can damarını oluşturuyor. Söz konusu surlarda 50 civarında kapı bulunuyor.

Topkapı Sarayı kapısından başlayarak Haliç’e, buradan Yedikule’ye ve tekrar Topkapı Sarayı’na dolanan duvarlar arasında, Topkapı, Edirnekapı, Çatladıkapı, Kumkapı, Yenikapı gibi günümüzde de kullanılan kapılar yer alıyor.

İstanbul defalarca kuşatılmasına rağmen, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453'te fethedilmesine kadar alınamadı. İstanbul'un uzun süre fethedilemeyen efsanevi bir şehir olmasının en büyük sebebi, çevresini kuşatan bu surlar olmuştur.

- "Kentin tüm siyasi, sosyal ve ekonomik hayatı surların içinde yaşanırdı"

İstanbul Şehri Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi Başkanı Süleyman Faruk Göncüoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, surların her dönemde İstanbul için çok önemli olduğunu söyledi.

Göncüoğlu, kentin tüm siyasi, sosyal ve ekonomik hayatının surların içinde yaşandığını belirterek, şu bilgileri verdi:

"İstanbul’un fethi sonrası, kadim İstanbul surlarının dışına açılan bir şehir gelişmeye başlayacaktır. Ama bu kadim İstanbul surları yine de şehrin giriş-çıkış, iktisadi, sosyal ve askeri nizamında önemli bir rol oynayacaktır. Tanzimat dönemine kadar İstanbul sur kapıları, sabah ezanı ile açılır, akşam ezanı ile kapanırdı. Tarihi surlar üzerine ve bitişiğine kamu binaları dışında mesken ve diğer amaçlı yapılar da yapılıyordu."

Surların restore edilmesi gerektiğini aktaran Göncüoğlu, "Bugün, fethin sembolü ve medeniyetleri kapsamış bu kadim ve bir o kadar harap ve sahipsiz durumu ne içler acısıdır. Tarihin en yakın şahidi bu kadim surları çekinmeden gezebilmek, tarihi yerinde hissederek turlayabilmek; neden bu kadar uzak kalabilmekteyiz? Bunun ayrı bir sorun teşkil ettiğini de bilmemiz gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Halil İbrahim Başer- AA


Benzer Haberler & Reklamlar